| |
Kablo Fabrikası
Üretilmekte Olan Kablolar









H05V-U H07V-U H07V-R (NYA ) Harmonize Kablolar ve
Tesisat Kabloları
KULLANILDIĞI YERLER
Konut ve atölyelerde, sıva altı ve PVC boru içinde
kullanılır. Ayrıca pano ve aydınlatma armatürlerinin
montajında
kullanılır.
YAPISI
1. Tek veya çok telli bakır iletken
2. PVC izole
TEKNİK BİLGİLER
Maksimum İşletme Sıcaklığı : 70 C
Maksimum Kısa Devre Sıcaklığı : 160 C
Anma Gerilimi (Uo/U) : 300/500 V (H05V-U)
450/750 V (H07V-U/R)
AC Test Gerilimi: 2 – 2,5 kV
NYIFY-F NYIFY-U Harmonize
Kablolar ve Tesisat Kablosu
KULLANILDIĞI YERLER
Kuru yerlerde sıva altında veya sıva üstünde kullanılır.
YAPISI
1. İnce çok (F) veya tek telli (U) bakır iletken
2. PVC İzole
3. PVC Dış kılıf
TEKNİK BİLGİLER
Maksimum İşletme Sıcaklığı : 70 C
Maksimum Kısa Devre Sıcaklığı : 160 C
Anma Gerilimi (Uo/U) : 380 V
AC Test Gerilimi : 2 Kv
NYFGbY (YVŞV) 0,6/1 kV PVC
Yalıtımlı Alçak Gerilim Kablo
KULLANILDIĞI YERLER
Yapısındaki yassı çelik teller sayesinde mekanik
zorlanmalara dayanıklı ve ağır işletme şartlarında uygun
olduğu için harici, dahili, toprak altında, kablo
kanalında kullanılabilir.
YAPISI
1. Tek veya çok telli bakır iletken
2. PVC izole
3. PVC dolgu
4. Galvanizli yassı çelik tel zırh
5. Helisel galvanizli çelik bant
6. PVC Dış kılıf
TEKNİK BİLGİLER
Maksimum İşletme Sıcaklığı : 70 C
Maksimum Kısa Devre Sıcaklığı : 160 C
Anma Gerilimi (Uo/U) : 0,6/1 kV
AC Test Gerilimi : 3,5 kV
YVV ( NYY Kablo ) 0,6/1 kV PVC
Yalıtımlı Alçak Gerilm Kablosu
KULLANILDIĞI YERLER
Toprak altında, kablo kanallarında, yer altında, tatlı ve
tuzlu suda, enerji santrallerinde ve endüstriyel
tesislerde kullanılır.
YAPISI
1. Tek veya çok telli bakır iletken
2. PVC İzole
3. PVC Dolgu
4. PVC Dış kılıf
TEKNİK BİLGİLER
Maksimum İşletme Sıcaklığı : 70 C
Maksimum Kısa Devre Sıcaklığı : 160 C
Anma Gerilimi (Uo/U) : 0,6/1 kV
AC Test Gerilimi : 3,5 kV
YXV 0,6/1 Kv XLPE Yalıtkanlı Alçak Gerilim Kabloları
KULLANILDIĞI YERLER
Yerleşme ve endüstri bölgelerinde, şebeke ve aydınlatma
kablosu olarak hariçte, toprak altında ve kablo
kanallarında, ani
yük değişimlerinin olduğu enerji tesislerinde kullanılır.
YAPISI
1. Tek veya çok telli bakır iletken
2. XLPE (çapraz bağlı polietilen) izole
3. PVC Dolgu
4. PVC Dış kılıf
TEKNİK BİLGİLER
Maksimum İşletme Sıcaklığı : 90 C
Maksimum Kısa Devre Sıcaklığı : 250 C
Anma Gerilimi (Uo/U) : 0,6/1 kV
AC Test Gerilimi : 3,5 kV
H05V-K / H07V-K (NYAF) Harmonize
Kablolar ve Tesisat Kablo imalatı
KULLANILDIĞI YERLER
Hareketli cihazlarda, dağıtım ve montaj panolarında ve
topraklamada kullanılır.
YAPISI
1. İnce çok telli bakır iletken
2. PVC İzole
TEKNİK BİLGİLER
Maksimum İşletme Sıcaklığı : 70 C
Maksimum Kısa Devre Sıcaklığı : 160 C
Anma Gerilimi (Uo/U) : 300/500 V (H05V-K)
450/750 V (H07V-K)
AC Test Gerilimi : 2 – 2,5 kV
Toptan kablo alımlarınızda, bize
danışmadan karar vermeyiniz.
Detaylı
Bilgi ve Fiyatlarımız için Lüfen İrtibata Geçiniz.
Sorularınız için Aşağıdaki Formu Doldurmanız Yeterlidir.
En Kısa Sürede İrtibata Geçilecektir.
|
Detaylı Bilgi ve Fiyatlar İçin Aşağıdaki Formu Doldurunuz
Lütfen bütün bölümleri doldurunuz.
Adres:
Fabrika:
Ramazanoglu mh. Kaynarca cd. No:15
Kurtköy-Pendik– Istanbul – Turkey
Tel: +90 216 378 56 58 PBX
E-mail:
info@kabloimalat.com
İstanbul
Güzellikleri:
BEYOĞLU
Bizans döneminde yerleşim alanı olmayan bu kesime; karşı yaka öte anlamına
gelen Pera’dan kaynaklanan Peran Bağları deniliyordu.Geçen yüzyılda,
özellikle yabancılar, Beyoğlu yerine Pera adını kullanmışlardır. Türkler
ise Pera’yı Beyoğlu şeklinde adlandırıp daha geniş bir alanı
kastetmişlerdir. Beyoğlu adının ortaya çıkışına ilişkin çeşitli rivayetler
vardır. Bunlardan birisine göre; Beyoğlu adı, Fatih Sultan Mehmed
zamanında Pontus prenslerinden Aleksios Komnenos’un islamiyeti kabul
ederek burada oturmasından kaynaklanır. İkincisine göre ise; burada oturan
Pontus prensi değil, Kanuni zamanındaki Venedik elçisi Andre Giritti’nin
oğlu Luigi Giritti’dir. Türkler’in “Bey Oğlu” diye andıkları bu adam,
elçinin bir Rum kadınla evlenmesinden dünyaya gelmiştir. Oturduğu konak da
Taksim yakınında bir yerdedir. Diğer birine göre ise; Kanuni Sultan
Süleyman döneminde burada oturan Venedik elçisine yazışmalarda Beyoğlu
dendiği için bu semt de Beyoğlu adını almıştır. Pera adı, 1925’de resmi
yazışmalardan çıkarıldıktan sonra gittikçe unutulur hale gelmiş, Buna
karşılık Beyoğlu adı güç kazanıp bölge anlamında da yaygınlaşmıştır. Pera,
Bizans dönemindeki İstanbul’un sonradan gelişen yerleşim yeri olmuştur.
İmparator 2.Theodosius tarafından bir kısmı yaptırılmış olan İstanbul
surlarının çevrelediği kapalı alanın Haliç’e ve Marmara’ya bakan
yamaçlarında konutlar; Sirkeci çevresinde ticaret kuruluşları; Sarayburnu,
Beyazıt, Aksaray, Cerrahpaşa, Yedikule’de yönetsel, dinsel ve ticari
merkezler yoğunluktaydı. Ayrıca Haliç’in karşı kıyısındaki Galata da bir
dış yerleşim yeri olmuştu. Sykai (Sycae) adı verilen bu yerleşim yerinde
oturanların çoğunluğunu Venedikliler ile Cenevizliler oluşturmaktaydı.
Daha sonraları surlarla çevrilen bu yerleşim yerleri, zengin bir ticaret
merkezi oldu. 13. yy’da Cenevizli tüccarların yönetimine verilen Galata
yüzyıllar boyunca ticaretteki önemini korumuştur. 5. yy’da kent 100 bini
bulan nüfusuyla dünyanın sayılı büyük kentlerinden biriydi. Osmanlılar
tarafında alındığında 50 bin kadar olan nüfus Rumeli ve Anadolu’dan
getirilen müslüman ve müslüman olmayan h alkın yerleştirilmesiyle 100 bini
aştı. Müslümanların büyük bölümü bu dönemde eski kentin bulunduğu
yarımadanın dışında yaşıyordu. Skyai de sur dışına taşarak Pera (bugün
Galatasaray) yönüne doğru büyüdü. 19.yy’da Galata önemli gelişmeler
gösterdi. Bu kesim, ticaret merkezleri olma özelliğini korurken yabancı
elçiliklerin yerleştiği ve yine yabancı banker, komisyoncu, banka ve
sigorta şirketlerinin yoğunlaştığı, bunun yanı sıra eğlence yerlerinin
bulunduğu bir Avrupa kenti görünümünü kazanmaya başladı.
Osmanlı padişahlarının Topkapı Sarayı’ndan çıkarak Galata yakınındaki
Dolmabahçe Sarayı’na taşınmaları da bu yüzyıla rastlar. İlk önemli sanayi
kuruluşu olan Feshane’nin Haliç’te işletmeye açıldığı 19. yy’da kent
demiryolu, tramvay, tünel gibi kent içi ve kent dışı ulaşım olanaklarına
kavuştu. Osmanlı devrinde Beyoğlu, çevre olarak, Batılılaşmanın maddi
görüntüsünün odaklaştığı yer durumundadır. En hayati ihtiyacı olan suya
kavuşulması, Beyoğlu’nun daha geniş çapta iskanını sağlamıştır. 1492’den
sonra Galata’daki yabancı elçilikler Beyoğlu’na taşındı; Galatasaray ile
Tünel arası yerleşim alanı olarak gelişmeye başladı. XVIII. yy’da da
gelişimini sürdürerek Kasımpaşa ve Tophane taraflarına yayıldı.
Onsekizinci yüzyıl sonlarına kadar Galata surunun dışına pek taşılmış
değildi. Bizans’ın son döneminde Galata’nın ticari hayatına Latin
kökenliler hakimdi. Çoğunluğunu Genovalılar’ın oluşturduğu Latin
kökenlilerin miktarı Rumlardan daha fazlaydı. Galata, Türk yönetimine
geçince de Cenevizden kalan bu Latin kökenlilerin tamamı Galata’yı bırakıp
gitmedi. Kalanlar Türk döneminin Lövantenleri’nin mayasını oluşturdu.
Fetih’ten sonra Galata’ya da bir hayli Türk yerleşti. 1476 tarihli bir
belgeye göre, Galata’da 592 Rum, 535 Müslüman, 332 Frenk ve 62 Ermeni evi
vardı.
Galata’nın sur içi bölümünde Türkler çoğunlukta değildi, ama Tophane,
Fındıklı, Ayaspaşa, Kabataş, Galatasaray’dan Tophane’ye inen yolun
çevresi, Beşiktaş, Haliç kıyılarında ise Azapkapı Sokollu Camii çevresi ve
onun biraz daha ilerisindeki Kasımpaşa Türk evleriyle doluydu. XIX.
yüzyılda durum değişti. Yüzyılın ikinci yarısında hem hız hem de hacim
bakımından değişmenin ölçüsü gayrimüslim guruplar lehine büyüdü. Galata
Kulesi çevresinden Galatasaray’a kadar uzanan sahada Rum, Ermeni,
Yahudiler’den meydana gelen gayrimüslimler ile Lövantenler ve yabancı
uyruklular çoğunluğu oluşturdular. Ayrıca, Osmanlı Devleti’nin Batılılar’a
karşı tutumundaki değişme, Osmanlılar’la yeni ilişki kuran devletlerin de
Beyoğlu’da arsalar edinerek binalar yaptırmalarına ve geniş kadrolu
personelle buralara yerleşmelerine yol açmıştır. Aslında Avrupa devletleri
Beyoğlu’da yer edinip elçilik binalarını buralara kondururken Beyoğlu’nun
bina dokusu da zenginleşmiştir. Beyoğlunda tarihi birçok camii ve kilise
birarada renkli bir kültür mozaii çizmektedir.
Bu Camiiler Şunlardır; Arap Camii Bezm-İ Alem Valide Sultan (Dolmabahçe)
Camii Büyük Piyale Paşa (Tersane) Camii Camiikebir (Güzelce Kasımpaşa)
Camii Cihangir Camii Hüseyinağa (Ağa) Camii Kılıç Ali Paşa (Tophane) Camii
Kumbarhane (Valide Mihrişah Sultan, Humbarcıyan Kışlası Halıcıoğlu) Camii
Molla Çelebi (Fındıklı) Camii Nusretiye Camii Sokullu Mehmet Paşa (Azapkapı)
Camii Yer Altı (Kurşunlu Mahzen) Camii
FATİH
İstanbul’un ilk büyük cami ve imaretinin çevresinde oluşan ve şehri
fetheden sultanın lakabını taşıyan Fatih semti, Türk döneminin en ünlü ve
simgesel nitelikli yerleşim alanlarından biridir. İkincil nitelikteki
semtler sayılmazsa, Fatih, güneybatıda Bayrampaşa vadisine inen yamaçlarla
Atikali ve Yeni Odalar (yeniçeri kışlaları) önündeki Etmeydanı ve Horhor
Semtleri ile Aksaray’a bağlanır. Doğuda Saraçhanebaşı’ndan Şehzadebaşı ve
Haliç’e doğru Zeyrek, Çarşamba ve Yavuzselim, Edirnekapı yönünde de
Karagümrük gibi semtlerle sınırlanır. Constantinus Suru Fatih Külliyesinin
hemen batısından geçer. Haliç’e inen vadiler arasında, “dördüncü tepe”
denen bu yüksek plato, sınırları kesin olmasa da eski şehrin XI. Bölgesine
tekabül eder. Semtin bulunduğu bölge, şehrin kuruluşundan bu yana dinsel
simge statüsünü korumuştur. Constantinus’un (hd 324-337) anıt mezarı ve
martirion’u daha sonra onun yerine yapılan İustinianos’un Havariyun
Kilisesi, fetihten sonra da Fatih Sultan Mehmed’in büyük külliyesi ile
taçlanmış ve şehir tarihinde, her zaman büyük imparator ve sultanların
anılarıyla bütünleşmiştir. Constantinus’un martirion’unun burada
bulunması, şehirin kurulduğu dönemde bu bölgeye özel bir önem
kazandırmıştır.
Constantinus döneminde şehrin ana ulaşım çizgisi Aksaray üzerinden
Yedikule’ye uzandığı için, Osmanlı dönemine göre, şehir içinde ikincil bir
statüde olmasına karşın, Bozdoğan Kemeri’nin su sağlama işlevi hem
önemlidir - hem Haliç’i ve hem de Marmara’yı gören bir yerleşme alanı
olması nedeniyle Constantinus döneminin ve sonrasının önemli sarayları bu
bölgede yoğunlaşmıştır. Flasillia ve Augusta Pulheria’nın sarayları,
Arkadius ve Modestus’un büyük sarnıçları, Bozdoğan Kemeri, Markianos
Sütunu bu bölgenin sınırlan içindeydi. I. İustinianos döneminin (527-565)
en büyük kiliselerinden biri olan Aziz Polieuktos Kilisesi de Bozdoğan
Kemeri’nin güneybatısında platonun Marmara yamaçlarındaydı. Bugüne kadar
yaşamış olan Bizans dönemi yapıları içinde kuzeyde Pantepoptes Manastırı
(Eski imaret Camii) ve kuzeydoğuda Pantokrator Manastırı Kilisesi de
(Zeyrek Kilise Camii) ortaçağ Bizans’ının bu bölgedeki önemli yapılarıdır.
Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethedip şehre girdiğinde, kendisini
İstanbul’un sayılı kişileri ve bu arada Papa Yanadosta karşılamıştı. Büyük
Türk Hakanı Fatih, Yanados’u çağırarak bir süre onunla konuşmuş,
İstanbul’da bulunan Rumların dinlerine dokunmayıp dinlerini yaşamalarının
temin edileceğini bildirmişti. Aynı zamanda bu Türk padişahı Yanados’u
şehirdeki Rum kiliselerinin başına getirmiş, O’na Patrik ünvanını
vermişti. Yanados kendisine verilen Havariyun kilisesine giderek durumu
papazlarına bildirmişti. İşte, Havariyun kilisesi günümüzdeki Fatih
ilçesinin ilk kurulduğu yer olmuştu. Havariyun kilisesi harap hale gelince
Fatih Sultan Mehmet burayı ilk inşaat yeri olarak seçmiş, kiliseyi
yıktırarak Fatih Camiini yaptırmıştı. Zamanla Fatih Camii çevresinde yeni
yeni binalar kurulmuş, böylece ilçenin çekirdeği meydana gelmiştir. İlçe,
Fatih Camiinin bittiği tarihten sonra Fatih adı ile anılmaya başlanmıştır.
Batı kaynaklarına göre, Bizanslılar zamanında ilçenin kurulduğu yerde on
iki Havariyun Kilisesi ile Bizans İmparatorlarına ait mezarlar vardı. 1204
yılında yapılan 4. Haçlı Seferi sırasında İstanbul Latinler tarafından
kuşatılmıştı. Bu kuşatmada kilise yakılıp yıkılmıştı. Daha sonraki
tarihlerde depremden zarar gören kilise daha çok harap olmuştu. Nitekim,
Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethettiği zaman Fatih ve yöresindeki
kilise ve mezarlar bir harabe yığını halindeydi. Fatih, İstanbul’u alınca
şehrin hemen imar ve onarımına girişmişti. Bu arada Fatih Sultan Mehmet’in
yanında bulunan Akşemsettin, Molla Güranî, Molla Hüsrev ve Molla Zeyrek
O’na başvurarak daha önce Ayasofya ve civarı ile Pantokrator’a (Zeyrek)
yerleştirilen öğrenciler için bir medrese kurulmasını istemişlerdi. Fatih,
ilim adamlarının isteğini kırmayarak büyük bir cami ile onun yanına Sahn-ı
Semen (Sekizli Medrese) diye anılan binalar topluluğunun yapılmasını
emretmişti. 17 yıl sonra tamamlanan bu eserler ilçenin gelişmesinde en
önemli rolü oynamıştı. Fetihten sonra, Eyüp İmareti inşaatını izleyerek
büyük bir sosyal ve kültürel etkinlik merkezi olan Fatih Külliyesi’nin
kurulması (1463-1470) saraçların ve demircilerin çalıştığı büyük Saraçhane
Çarşısı ve Şehzadebaşı’ndaki yeniçeri odalarının yapımı bu bölgede yeni
mahallelerin gelişmesine neden olmuştur. Fatih Külliyesi İstanbul’a Türk
döneminin karakteristik görünümünü kazandıran büyük külliyeler dizisinin
ilk halkasıdır. Bine yakın çalışanı ve çevresindeki çarşılarla, bu külliye
şehrin bundan sonraki gelişmesinde etkili olan yeni bir ağırlık merkezi
yaratmıştır. İstanbul’un Trakya çıkışı, Bizans döneminden farklı olarak
Edirnekapı’ya gelince, fetihten sonra şehirde yapılan dini ve sosyal
işlevli yapılar da Haliç yamaçlarında yoğunlaşmış ve suriçinin üçte bir
nüfusu Edirnekapı, Sultanselim, Fatih üçgeninde yerleşmiştir.
O dönemde Fatih Külliyesi, Edirnekapı yolunun tam ortasında bulunuyordu.
Caminin dış avlusunun kuzeybatıya çıkan Boyacı ve Börekçi (ya da Çörekçi)
kapıları çevresinde bir çarşı daha oluşmuştu. 15. yy’ın sonunda ya da 16.
yy’ın başında Edirnekapı yolu üzerinde Atik Ali Paşa Camii yapılmıştır.
Edirnekapı içinde Mihrimah Sultan Külliyesi’nin inşası sırasında, cami
avlusunun altında dükkânlar yapılması, Saraçhane’den Edirnekapı’ya kadar
sürekli bir alışveriş ekseninin de bu yol üzerinde geliştiğini kanıtlar
niteliktedir. 16. yy’da İstanbul’da yapılan mescit ve camilerin üçte biri
bu bölgededir. Yine 16.yy’da, Edirne yolunun suriçindeki bölümünde Fatih
ile Edirnekapı arasında kara gümrüğü kurulmuştur. Süleymaniye gibi
Fatih’te de cami çevresinde devlet büyüklerinin, özellikle ulemanın
konakları vardı. Nitekim Nicolay, Fatih Külliyesi’ne ilişkin gözlemlerinde
caminin çevresinde imam ve ulemanın oturduğunu ve her millet ve dine
mensup misafirler için 200 adet kubbeli ev olduğunu yazmaktadır. (Burada
külliye çevresindeki medreseleri, tabhaneyi ve kervansarayı kast etmiş
olmalıdır). Ancak, Nicolay külliyenin dışında da 150 ev olduğundan söz
eder. Bunların imaretten her gün aş alanların barınakları olduğu
söylenebilir. İngiliz gezgin, bu odaların birçoğunun boş olduğunu da
eklemektedir. Külliyenin geniş bir sosyal program olduğu Fatih’in
vakfiyesinden bilinmektedir. Sanderson bu külliyeye tahsis edilen yıllık
gelirin 16. yy’ın sonunda 200.000 düka altını olduğunu kaydeder. İmaretin
bu zenginliği, Fatih bölgesinde ilk 200 yılın yoğun yerleşmesinin
nedenlerinden birini açıklamaktadır. Fatih Camii’nin, medreseler arasında
bulunan Fatih Meydanı olarak anılan, çeşitli etkinliklere açık ve bütün
kenarları düzenli bir mimari ile çevrili, dört hektar büyüklüğündeki dış
avlusu Atmeydanı’ndan sonraki en büyük şehir alanıdır. Burada medreselerde
okuyan 300 öğrenciden başka, Evliya Çelebi’nin dediği gibi, “hal sahibi ve
ehl-i dil olanlar da eksik değildi”. Çevresinde bulunan çarşılar, namaz
vakitlerinde camiyi dolduran müminlerin çalıştığı yerlerdi. Cami avlusunda
zengin bir sosyal alışveriş olduğu, şehirlinin yaşamını renklendiren
birçok olayın bu avluda geçtiği "kablo fabrikaları" açıktır.
Evliya Çelebi, dış avluda Boyacı Kapısı’nın yanında, her katı minare
yüksekliğinde kat kat kulübeler kuran Sultan Budala Hasan Dede’den de söz
eder. 16. yy’da yapılan İskender Paşa Camii, Edirnekapı’ya doğru
Bayrampaşa vadisi yamaçlarındaki Mesih Mehmed Paşa Camii, Çarşamba’daki
Nişancı Mehmed Paşa Camii gibi yapılar semtin anıtsal çevresini
zenginleştirmiştir. Bunlara 17. yy’da yapılan Saraçhane’deki Ankaravî
Mehmed Efendi Medresesi, Bozdoğan Kemeri yanındaki Gazanfer Ağa Medresesi,
yine Saraçhane’deki Amcazade Hüseyin Paşa Külliyesi, Fatih Külliyesi’nin
karşı köşesindeki Feyzullah Efendi Medresesi gibi öğretim yapıları da
eklenmiş, böylece Fatih 18. yy’a kadar başşehrin sosyal ve kültürel
yaşamındaki önemli statüsünü korumuştur. Bugün ilçemizi süsleyen Fatih
Camii, daha sonraki tarihlerde yıkılmaya yüz tutan camiin yerine yeniden
padişah III. Mustafa tarafından inşa ettirilmiştir. Fatih’in yaptırdığı
eserler kümesi (külliye) içinde cami, medrese, hastahane, misafirhane,
imaret, hamam, kervansaray, okul, kütüphane ve türbeler (Fatih Sultan
Mehmet Türbesi, Gülbahar Hatun Türbesi, Nakşıdil Valide Sultan Türbesi)
vardı. Zamanla Anadolu ve Rumeli’nin çeşitli yerlerinden getirilen halk
İstanbul’a yerleştirilmişti. Bu arada Yenişehir’den getirilenler
Yenikapı’ya, Konya Aksarayı’ndan getirilenler Aksaray’a, Arnavutluktan
getirilenler Silivrikapıya, Ermeniler Langa’ya, Kumkapıya, Eğriden
getirilenler Eğrikapı’ya, Karaman’dan getirilenler Karaman’a, Tiri’den
getirilenler Vefa’ya, Üsküp’ten getirilenler Cibali’ye, Bursalılar
çoğunlukla Eyüp’e, Kastamonulular Kazancı’ya, Trabzon’dan özel olarak
seçilip getirilen gençler Fener’e, Akkâ, Gazze ve Remle Arapları
Tahtakale’ye, Karamanlı Hıristiyan Türkler Yedikule civarına,
Gelibolulular Tersane civarına, İzmirliler Büyükgalata Mahallesi’ne,
Karamanlı Müslüman Türkler Büyükkaraman’a, Konyalılar Küçükkaraman’a,
Sinop ve Samsun göçmenleri Tophane’ye, Manisalılar Macuncu Mahallesi’ne,
Çarşamba’dan getirilenler Çarşamba’ya yerleştirilmişlerdi. Böylece ilçeye
bağlı olan ünlü semt ve mahalleler yavaş yavaş oluşmaya ve şenlenmeye
başlamıştı. Fatih bu arada ünlü bilginlerden Şeyh Ebü’l Vefa için bugünkü
Vefa Lisesi’nin arkasındaki yere büyük bir külliye yaptırmıştı. Külliye,
Konya’da doğan Mevlânâ Celâleddin soyundan olan Şeyh Ebü’l Vefa için
kurdurulmuştu.
İstanbul’a geldikten sonra ünü daha çok artan bu bilgine Fatih’in aşırı
bir sevgisi vardı. Fatih Sultan Mehmet’ten sonra Osmanlı Devleti’nin
başına geçen padişahlarla onların sadrâzam ya da paşaları, ilçemize
yaptırdıkları cami, medrese, hamam ve çeşmelerle ün kazanmışlardı. Fatih
semtinin kısa zamanda gelişmesi, şenlenmesi bunlar zamanında ve bu
kişilerin yaptırdıkları eserler sayesinde olmuştur. Fatih’in paşalarından
Has Murat Paşa’nın kurdurduğu cami ve çevresi bugün Murat Paşa mahallesi
olarak bilinir. Bunu Koca Mustafa Paşa, Küçük Mustafa Paşa, İskender Paşa
ve Atik Ali Paşaların yaptırdığı külliyeler izlemiştir. Külliye yapılan
yerde yerleşme daha çabuk olmuş ve Fatih semtinin çehresi daha çabuk
değişmiştir. Kanunî Sultan Süleyman, Süleymaniye ve Çarşamba’daki Selimiye
Camilerini yaptırmıştır. Zamanla ünlü kişiler de ilçeye büyük eserler
bırakmışlardı. Bu arada Mimar Sinan, Mihrimah Sultan, Davut Paşa, Fatma
Sultan, Hacı Evhattin, Abdi Çelebi, Kâtip Muslıhıddin ve diğerleri de
ilçemize ünlü eserler bırakan ve semt ve mahallelerin oluşmasını sağlayan
kişilerdir. İlçe, Şehremanetinin bir ara merkezliğini yapmış ve o zaman
Şehremini semti meydana gelmiştir. 18. yy, İstanbul’un eski şehri
bırakarak kıyılar boyunca surlar dışında büyümesine tanık olur. Nitekim,
Fatih semti de 18. yy’ dan sonra fazla bir gelişme göstermemiştir.
18. yy’da meydana gelen yangınlar bu eski mahalleleri yer yer yok ettiği
gibi, 1766’daki büyük depremde Fatih Külliyesi de büyük ölçüde tahrip
olmuş, cami tümüyle yıkılmıştır. III. Mustafa (hd 1757-1774) tarafından
yeniden yaptırılan cami 1771’de tekrar hizmete açılmış, Fatih’in ve
Gülbahar Hatun’un türbeleri de ancak I. Abdülhamid döneminde (1774-1789)
bitmiştir. Caminin arkasındaki kitaplık binası da 18. yy’da yapılmıştır.
Külliyenin bir parçası olan darüşşifanın yerinde bugün, İstanbul’ un en
güzel barok yapılarından biri olan Nakşıdil Sultan Türbesi ve Sebili
vardır. Sonradan arsasına bir askeri rüştiye yapılan kervansaray da aynı
depremde yıkılmış olmalıdır. Fatih Külliyesi’nin hamamı olan ve camiden
önce yapılmış olan Irgadlar (ya da Karaman) Hamamı I. Dünya Savaşı
sırasında yanmıştır. Külliyenin bazı yapılarının depremden sonra tekrar
yapılmamış olmaları, bölgenin yerleşim alanı olarak öneminin 18.yy’ın
sonunda azaldığına işaret eder. Fakat Sultan Abdülmecid’in 1851’de, Hz.
Peygamber (SAV)’ in ikinci hırkası için yaptırdığı Hırka-i Şerif Camii
bölgenin dini statüsünü koruduğunu gösterir. Hırka-i Şerif, giderek halkın
dini yaşamında özel bir yer tutmuş ve çevresine bir semt kimliği
kazandırmıştır. Fatih 1908’deki Çırçır yangınında büyük ölçüde tahrip
olmuş, 31 Mayıs 1918’deki Cibali yangınında ise yöredeki binlerce bina yok
olmuştur. I. Dünya Savaşı’ndan önce ortogonal (birbirini dik açılarla
kesen) sistemde bir yol dokusuyla planlanan semtte ahşap yapılar giderek
küçük ölçekli iki-üç katlı apartman ve evlerle yer değiştirmiş; günümüzde
hâlâ kullanılan kaymakamlık binası yapılmış, önüne de Filistin’de şehit
olan ilk Türk havacılarının anıtı dikilmiş ve çevresine bir park
yapılmıştır.
Yine de, Saraçhane’den geçen Atatürk Bulvarı ve Fatih Medreselerinin
temellerini ortaya çıkararak Edirnekapı’ya uzanan büyük bulvar (Macar
Kardeşler ve Fevzi Paşa caddeleri) açılana kadar, yangın yerleri dışında,
Fatih’te eski sokak dokusunu ve ahşap yapılarını koruyan mahalleler vardı.
Menderes’in imar hareketleri döneminde (1954-1960) yapı yoğunluğu artmaya
başlayınca çok katlı beton apartmanlar giderek çoğalmış, semtin eski
sakinleri yeni nüfus karşısında azınlıkta kalmış, çoğu aile Fatih’i terk
etmiştir. Böylece Fatih’in tarihi dokusu ve sivil mimarisinin hemen hemen
hiçbir izi kalmadığı gibi, sosyal dokusu da tümüyle değişmiştir. 1960’ta
hizmete giren Belediye Sarayı’nın da etkisiyle, artan nüfus yoğunluğu alt
ticaret bölgelerinin geli şmesini teşvik etmiş ve Fevzi Paşa Caddesi
boyunca, konut alanlarını işgal eden bir ticaret ekseni ortaya çıkmıştır.
Bu eksen üzerinde eski Fatih Kervansarayı, bazı değişikliklerle, ticari
amaçlı işlevlerle restore edilmiştir. Fatih Camii’nin, Evliya Çelebi’nin
deyimiyle, “ruhaniyetli” bir mabet olması günümüze de yansımıştır. Eskiden
olduğu gibi, günümüzde de özellikle Sultan Selim Camii’ne uzanan Çarşamba
Caddesi çevresinde kıyafetten gündelik yaşam biçimlerine kadar,
İstanbul’un diğer semtlerinin hiçbirinde bu derece vurgulu ve yoğun
olmayan bir İslami yapı gözlenmektedir. Fatih ilçesi uzun yıllar ilimiz
İstanbul’un merkez ilçesi olmuştu. 1928 yılında alınan bir kararla
ilçemiz, Fatih ve Eminönü olarak ikiye ayrılmıştı. Gene bu tarihte Fatih
ilçesi ayrı bir ilçe yapılmıştı. 28.6.1967 tarihli ve 5366 sayılı Bakanlar
Kurulu kararı ile ilçemizdeki bütün bucaklar kaldırılmıştı.
GÜNÜMÜZDE FATİH; Haliç’in batı kıyısına Marmara kıyısındaki deniz surları
büyük ölçüde tahrip olduğundan önemli bir bölümü günümüze ulaşmamıştır.
Atatürk Köprüsü’nün güneybatısından başlayan Atatürk Bulvarı ve daha
güneydeki Mustafa Kemal Caddesi, Fatih ve Eminönü İlçeleri arasında sınır
oluşturur, İstanbul şehir içi ulaşım bağlantılarından bazıları Fatih
İlçesi’nden geçer. Bunlardan başlıcaları Saraçhane-başı’ndan Edirnekapı’ya
uzanan Macar Kardeşler ve Fevzi Paşa caddeleri, Aksaray’ı Topkapı-Edirnekapı
Caddesi’ne bağlayan Vatan Caddesi (Adnan Menderes Bulvarı) ile yine
Aksaray’ı Topkapı’ya bağlayan Millet (Turgut Özal) Caddesi’dir. Haliç
kıyısı boyunca Ayvansaray, Demirhisar, Balat Vapur iskelesi ve Abdülezel
Paşa caddeleri uzanır. Bu caddelerle Haliç arasında yeşil alanlar yer
alır. İlçenin Marmara kıyısından Sirkeci’yi Bakırköy’e bağlayan ve “sahil
yolu” da denilen Kennedy Caddesi geçer. Fatih İlçesi’nin Marmara Denizi
kıyısı yeşil alanlar halinde düzenlenmiştir, İstanbul’u Avrupa ülkelerine
bağlayan ve şehrin batı yakasındaki banliyö ulaşımını sağlayan çift hatlı
demiryolu da yer yer sahil yoluna paralel olarak uzanır. Fatih ilçesi
“Çağdaş Tramvay ve Hızlı Tramvay” adıyla anılan raylı ulaşım
sistemlerinden de yararlanır. Haliç kıyısında da suyolu ulaşımı yapılan
bazı iskeleler vardır. Şehirin en eski yerleşim alanlarından bazılarının
bulunduğu Fatih ilçesi, tarihsel yapılar açısından oldukça zengindir.
Bunlardan başlıcaları; Bozdoğan Kemeri, Yedikule Zindanı, Blahernai
Sarayı, Fethiye Camii, Kariye Camii ve Fatih Külliyesi’dir. İstanbul
şehrindeki önemli eğitim ve sağlık kurumlarından br bölümü Fatih
İlçesi’nin sınırları içindedir. Bunlardan başlıca ortaöğrenim kurumları
Darüşşafaka Lisesi, Fatih Kız Lisesi, Pertevniyal Lisesi, Fatih Ticaret
Lisesi, Sultanselim Kız Meslek Lisesi, Fatih Îmam-Hatip Lisesi, Özel
Eresin Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi, Sahakyan Nunyan Ermeni Lisesi,
Özel Fener Rum Erkek Lisesi, Özel Yuvakimyon Rum Kız Lisesi’dir. İstanbul
Üniversitesi’ne bağlı Cerrahpaşa ve İstanbul (Çapa) Tıp Fakülteleri de
Fatih İlçesi’ndedir. Fatih’nin önemli alışveriş merkezleri Aksaray, Fatih
ve Fındıkzade semtlerinde, odaklaşmış durumdadır. Bunlardan en düzenli
olanı Aksaray’daki yeraltı çarşısıdır. Önemli konaklama tesisleri daha çok
Millet Caddesi kenarında, başlıca eğlence yerleriyle lokantalar ise
genellikle sahil yolu çevresindeki semtlerde yer alır.
elektrik kablosu üreticisi ,
kablo
imalatçıları ,
kablo fabrikası
,yüksek gerilim kabloları üreticileri fabrikaları
,
poşet imalatcısı,
links
toptan bayan giyim istanbul
,
bijuteri malzemeleri
toptancıları , karton kutu
üreticisi ,
mermer işleme
makinaları,
pvc pencere
makineleri ,
kablo kanallarıyüksek gerilim
Diğer kablo imalatçıları:
|
|